• sezertuccar

Love me if you dare / Cesaretin var mı aşka?

En son güncellendiği tarih: 14 Ara 2019



Michael Jordan 1998 yılında Chicago Bulls’da basketbolu bıraktığında gelmiş geçmiş en iyi basketbol oyuncusu olarak gösteriliyordu ki hala öyledir.Sayısız şampiyonluklar,rekorlar ve ödüllerle dolu bir kariyerle noktalıyordu spor hayatını.Ama üç yıl sonra geri dönme kararı aldı.Başka bir takımda, çok daha düşük bir performansla(aradan epey bir zaman geçmişti),çok daha az sürelerle ve çok daha küçük bir role sahip olarak oynamaya başladı.Pekiyi neden buna razı olmuştu? Neden geri dönmüştü? Zirvede bırakmak varken böyle bir karara neden varmıştı?Gazeteciler sordu,o da şöyle cevapladı; "For the love of the game" yani oyunun aşkı için.Spor tarihinin en hırslı profesyonellerinden biri olan bu adam para,kariyer,şöhret ve diğer her şeyi bir kenara bırakıp sadece oyundan aldığı saf,amatör keyif için geri dönmüştü.


Filmimizin esas kız ve çocuğu profesyonel bir sporcu değiller tabii ama onları Jordan'ın hikayesine bağlayan kendi yarattıkları ve asla kopamadıkları bir oyuna sahip olmaları.



Sophie ve Julien çocukluk arkadaşıdır.Sophie arkadaşları tarafından dışlanan fakir bir göçmen kızı,Julien ise görece daha varlıklı bir ailenin tek çocuğudur fakat onun annesi de ölümcül bir hastalığa yakalanmıştır.Bir gün Julien diğer çocuklarca hor görülen Sophie’yi mutlu etmek için ona bir atlıkarınca kutusu hediye eder.Bu oyuncak aralarında yıllar boyunca sürecek ilginç bir iddia oyununun,arkadaşlığın ve aşkın başlangıç noktası olur.Oyun basittir,kutu elinde olan diğerine herhangi bir şeyi yapabilmesi(otobüsün el frenini çekmek,beden hocasına tokat atmak,evlilik töreninde hayır demek) için meydan okur ; var mısın yok musun?Ve sonra oyun başlar.


  • Sophie ve Julien’in oyuncak kutusu

Sophie ve Julien’in macerası sırf oyun sevdası için başlamadı elbet.Onlar için oyun ilk zamanlarda gerçeklerden kaçmanın bir aracıydı.Sophie diğer çocuklar tarafından sevilmemenin ,Julien ise annesinin hasta ve ölecek olması gerçeğinden kaçmak için oyuna sığındı.Çünkü gerçek , fazla gerçekti.Çünkü insanların fantezi,yanılsama ve oyunlara olan özlemi tahmin edilenin ötesindeydi.Fakat o kadar fazla ve uzun süre oynadılar ki zamanla oyun onlar için yaşamın kendisinden daha fazla yer kaplar hale geldi.


Edward Whitmont, Tanrıça’nın Dönüşü adlı kitabında şöyle yazıyor: “Bir oyun kendisinden başka bir amaç ya da başarı için değil,kendisi için oynandığında en iyi şekilde temsil edilir.Oyun, burada ve şimdi kişinin kendini keşfidir.Kendiliğindendir fakat yine de bir disiplini vardır.Hafiftir fakat potansiyel olarak tutkuludur.Kişinin, kendisinin ve diğerlerinin imkanlarından, yeteneklerinden ve sınırlarından yararlanmasıdır, bir keşiftir.”


Julien ve Sophie’nin oyunu bazen zorlantı(kompülsiyon) şeklinde olsa da üstteki tarife uyuyor. Ve hatta kendine özgü doğası ve tutku yoğunluğu sebebiyle delice veya nereden baktığınıza bağlı olarak "mistik" bile denebilir.Çünkü ikilinin oyun sayesinde tecrübe ettiği şeylerin tamamı, insanın rasyonel akılla sınıflandırabileceği türden değil.Ama sonuç itibarıyla kahramanlarımız hafif kafayı sıyırmış da olsa,hayat oyununda partnerlerini bulmuş ve bunun mutluluğunu,sevincini paylaşmışlardır.Darısı başımızadır...


“Onun zahmetsizce anlattığı tehlikeler ve güler yüzü karşısında hayat,artık ciddi çabalardan,denetim ve kısıtlamalardan ibaret bir olay olmaktan çıkmış; oynanıp altüst edilecek,kaygısızca yaşanıp keyfi çıkarılacak,sonra da umursamadan fırlatılıp kenara atılacak bir oyuncak haline gelmişti.Kızın içinde çınlayan çığlık, “Oyna o halde!” diyordu. (Martin Eden/Jack London)









115 görüntüleme
  • Facebook
  • YouTube
  • Instagram
KORONAVİRÜSTEN KORUNMA YOLLARI
Ödüllü Şarkı Yarışması
Eğitimciler için yeni 'Kariyer ve ödüllendirme sistemi'
Prof. Dr. Yelda Özsunar Dayanır, Tv den "Sora Sora" Programına Konuk Oldu
Sınavlar emanetçilere yüzlerce lira kazandırdı
KYK borcu olan öğrencilere müjde!
Show More